SOSYOLOJİ DÜNYASI

umrandan uygarlığa

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

Metafor Olarak Mimari: Dil, Sayı, Para

E-posta Yazdır PDF


Kojin KarataniJapon düşünür, edebiyat eleştirmeni ve felsefeci Kojin Karatani, “Metafor Olarak Mimari: Dil, Sayı, Para” adlı kitabıyla, yapısöküm düşüncesinin sınırlarını; bu düşünceyi matematiğe, Marksizme, felsefeye ve mimariye taşıyarak genişletiyor.

Yapısöküm mantığını farklı düşünsel alanlara taşıyan Karatani, metafor kuramcılarının üzerinde önemle durdukları bir mantıktan yola çıkıyor aslında: Zoltan Kövecses’in “Metaphor: A Practical Introduction” adlı kitabındaki bir düşünce bu mantığın özet bir ifadesi olarak düşünülebilir: “Kuramlar binalardır.” Kuramların “yapı” ve türevlerine ilişkin metaforlarla dile getirilmesi, her “kuramın” kendi iç tutarlılığını kuran bir inşâ edilmişliği içinde barındırmasından kaynaklanmaktadır. Bu inşâ edilmişlik durumu ise, her inşânın kendi iç tutarlılığı gereği, bazı uyumsuz unsurların ayıklanması, dışlanması mantığını da beraberinde getirecektir.

Metafor Olarak MimariKaratani, mimariyi bir metafor olarak ele alırken öncelikle Platon’dan çıkıyor yola; ve Platon’un “idea” düşüncesiyle bir metafor olarak mimariye karşı hayranlık, bir insan olarak mimara karşı ise hoşgörü duyduğunu dile getiriyor: Durum tıpkı Platon’un şairleri Devlet’inden dışlaması gibidir; çünkü Karatani’ye göre somut bir varlık olarak mimar, her türlü olumsallığa açık olmak zorundadır. Mimarın daima somut durumlarla yüzleşmek zorunda kalması, tasarlanan yapı ile yapılan yapı arasındaki uzlaşmaz gediğin mantığını da oluşturacaktır. Başka deyişle somut bir mimar “öteki”yle ilişki içinde olmak, bu ilişkinin getirdiği tavizlerle yaşamak zorunda kalandır; ve bu somut ilişkiler ideal tasarım düşüncesine aykırı sonuçlar üretebilir.

Devamını oku...
 

Kojin Karatani İle Transkritik Üzerine Söyleşi

E-posta Yazdır PDF


Etiksiz Ekonomi Politikası Kördür - Ekonomik Kaygı Gözetmeyen Bir Etik Müdahale ise Boş

Ahmet Öz - Kojin Karatani


Kojin KarataniAhmet Öz: İçinden geçtiğimiz küresel mali krizi de referans alarak soruyorum, Transkritik’in pratik siyasi konumunu, yani Kant’la Marx arasında bir köprü kurma ya da sizin deyiminizle “Kantçı eleştiri ve Marksçı eleştirinin birbirleriyle ilişkilendikleri bir mekân (uzam) yaratma” düşüncesinin nedenlerini Türkiyeli okurlarınız için açar mısınız? Ya da başka deyişle, bu iki “eleştiri”nin şu anki konjonktürde bir araya gelmesinin sizin açınızdan anlamı nedir?

Kojin Karatani:
Kant benim için önemli, çünkü kendime, deyim yerindeyse, komünizmin metafiziğini yeniden kurma görevini verdim. Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi adlı eseri genellikle metafiziğin eleştirisi olarak anlaşılır, ki bu doğrudur. Ancak, Kant bunu metafiziği küçümsemenin “çağın modası” haline geldiği bir dönemde yapmıştır. Saf Aklın Eleştirisi’ni işte böyle bir zamanda metafiziği yeniden kurmak için yazmıştır. Metafiziğin yeniden kurulması, pratik (ahlaki) olanın yeniden kurulmasıdır. Tabii ki, “ahlaki olan”dan kastı aslında politik ve ekonomik olandır. Sermaye-ulus-devlet üçlüsünün aşıldığı (aufgehoben) “bir dünya cumhuriyeti”ni amaçlar. Elbette Kant’ı, alışılageldiği gibi, başka açılardan da okumanın mümkün olduğunu biliyorum. Ben öyle sıradan yorumlamalarla ilgilenmiyorum, zaten Kant yorumları üzerine tartışan akademik felsefecilerden de değilim.

Devamını oku...
 

Herbert Marcuse

E-posta Yazdır PDF


"Olgular kurama uymuyorsa, vay haline olguların!
"
Herbert Marcuse

  • Herbert Marcuse19 Haziran 1898’de varlıklı bir Yahudi tekstil fabrikatörünün oğlu olarak Berlin’de doğdu.
  • 1916’da savaşın beraberinde getirdiği olaylar neticesinde Marcuse lisede erken olgunluk sınavını verdi ve İmparatorluk hizmetine girdi.
  • 1917-18’de Bağımsız Sosyal Demokrat Parti’ye üye oldu.
  • 1919-23 arasında Berlin ve Freiburg/Breisgau’da edebiyat bilimi ve felsefe öğrenimi gördü. Freiburg’da Der deutsche Künstlerroman (Alman sanatçı-romanı) teziyle doktor oldu.
  • 1923-29 arasında Berlin’de yayımcılık piyasasında çalıştı.
  • 1929’da Edmund Husserl ve Martin Heidegger’in yanında öğrenimini sürdürmek üzere Freiburg’a döndü.
  • 1932’de, Heidegger’in yanında doçentlik denemesi başarısız olduktan sonra, Husserl’in aracılığıyla Sosyal Araştırma Enstitüsü’nün Genf Bürosu’nda araştırmacı oldu.
  • 1934’de ABD’ye göç etti. New York’a taşınmış olan Sosyal Araştırma Enstitüsü’nde de 1942’ye kadar çalıştı.
  • 1942-50 arasında Washington’da, Amerikan savunma istihbarat kurumu Stratejik Hizmetler Bürosu’nda bölüm müdürü olarak çalıştı. Daha sonra Avrupa şubesi müdürü oldu.
  • 1950-52 ararsında New York’ta Columbia Üniversitesi’nin Rusya Enstitüsü’nde sosyoloji okutmanı ve Senior Fellow oldu.
  • 1952-54 arasında Harvard Üniversitesi Rus Araştırmaları Merkezi’nde Senior Fellow oldu.
  • 1954’de Waltham’da Brandeis Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü oldu.
  • 1964’de San Diego’da California Üniversitesi’nde toplum felsefesi kürsüsüne atandı.
  • 1965’de Berlin Özgür Üniversitesi’nden fahrî profesörlük aldı. 
  • 29 Temmuz 1979’da Almanya ziyareti esnasında Starnberg’te öldü.


Herbert MarcuseHerbert Marcuse / Playboy'daki yazı
Michael G. Horowitz'in Playboy'da Eylül 1970'de yayınlanan Marcuse hakkındaki yazısı (tıklayın)

Devamını oku...
 

Paradigma Nedir?

E-posta Yazdır PDF


1960lardan beri paradigma kelimesi herhangi bir bilimsel disiplin veya başka epistemolojik içerikte bir düşünce kalıbına gönderme yapar. Başlangıçta kelime gramere özgüydü: 1900 Merriam-Webster sözlüğü, gramerin içeriğinde sadece onun tekniksel kullanımını veya onu retorikte bir mesel veya masal (anlamını) açıklayıcıları için bir terim olarak tanımlar. Dilbilimde, Ferdinand de Saussure paradigmayı benzer özellikteki öğelerin bir sınıfı için kullandı. Ek olarak Model ya da kuramsal çerçeve anlamında kullanılabilen bir terimdir.

Bilimsel paradigma Yunanca paradeigma'dan gelen kavramın popülerliğini sağlayan Thomas Samuel Kuhn'dur. Bilimsel Devrimlerin Yapısı adlı kitabında düşünsel çerçeve, kuramsallığın belirli bir terimi olarak ve kendisi de yirmi çeşit paradigmada kullanarak anlatır. Ana anlamı, bir bilim çevresine belli bir süre için, bir model sağlayan evrensel olarak kabul edilen bilimsel başarılar, olarak tanımlanır.

Devamını oku...
 

Jürgen Habermas

E-posta Yazdır PDF


"Kendine güvenen her demokratik hukuk devleti, sivil itaatsizliği, kültürünün normal, çünkü zorunlu bir parçası olarak görür."

Jürgen Habermas

  • Jürgen Habermas18 Haziran 1929’da Düsseldorf’ta doğdu.
  • 1949-54 arasında Göttingen, Zürih ve Bonn’da felsefe, tarih, psikoloji, Alman edebiyatı ve ekonomi öğrenimi gördü.
  • 1954’de Bonn’da Mutlak ve Tarih. Schelling Düşüncesindeki İkilik tezini verdi.
  • 1956-59 arasında Frankfurt Sosyal Araştırma Enstitüsü’nde Adorno’nun asistanlığını yaptı.
  • 1961’de Marburg’ta doçent oldu: Kamunun Yapısal Dönüşümü.
  • 1961’de Heidelberg Üniversitesi’nde kadrosuz profesör oldu. 1964-71 arasında Frankfurt/Main’da Max Horkheimer’ın yerini aldı.
  • 1960’ların sonundaki öğrenci hareketi Habermas’ı Frankfurt Okulu’nun eleştirel kuramını daha geniş bir kamuoyuna mal eden en ünlü temsilcisi olarak öne çıkardı. Bu arada radikal öğrenci gruplarıyla arasına giderek mesafe girdi.
  • 1969’da Frankfurt Üniversitesi’nin Sosyoloji Seminerinin işgali, Habermas ile solcu öğrenciler arasındaki çatışmanın zirve noktası oldu.
  • 1971-80 arasında Starnberg’te Max Planck Bilimsel-Teknik Dünyada Yaşam Koşullarını Araştırma Enstitüsü, 1980-82 arasında Münih’te Max Planck Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürlüğünü yaptı.
  • 1982-94 arasında Frankfurt/Main’da ağırlıklı olarak toplum ve tarih felsefesi profesörlüğü yaptı.
  • 1986’da, tarihçiler arasında bir tartışmaya dahil oldu: Ernst Noltes’in, Yahudi katliamını Stalinist cinayetlerle karşılaştırarak tarihsel olarak göreceleştiren denemesini geri çevirdi.
  • Atina Üniversitesi (1993) dahil pek çok üniversiteden fahrî doktora aldı.
  • 14 Ekim 2001’de Frankfurt Paul Kilisesi’nde Alman Yayıncılar Birliği’nin Barış Ödülü’nü aldı.

Devamını oku...
 

Hannah Arendt

E-posta Yazdır PDF


"Eyleme yetisi, insanın yetileri ve olanakları arasında kuşkusuz en tehlikeli olanıdır."

Hannah Arendt


  • Hannah Arendt14 Ekim 1906’da Hannover’de doğdu. Königsberg’de sosyal demokrat görüşlü, asimile olmuş bir Yahudi ailesinde büyüdü.
  • 1924-1929 arasında Marburg’da Martin Heidegger ve Rudolf Bultmann’ın, Freiburg’da Edmund Husserl’in ve Heidelberg’de Karl Jaspers’in öğrencisi olarak felsefe, ilahiyat ve Yunanca eğitimi gördü.
  • 1928’de Jaspers’in yanında Aziz Augustinus’ta Sevgi Kavramı ile doktora derecesini aldı.
  • 1929’da Berlin’e yerleşti ve gazeteci Günther Stern ile evlendi. Stern daha sonra Günther Anders takma adı ile filozof olarak tanındı. Çift 1937’de ayrıldı.
  • 1933’te Gestapo tarafından tutuklandı, Fransa’ya kaçtı.
  • 1940’a dek çeşitli Yahudi örgütlerinde sosyal görevli olarak çalıştı. Dünya Siyonist Örgütü üyeliği (1943’e dek). Walter Benjamin ile dostluk kurdu.
  • 1940’ta Heinrich Blücher ile evlendi.
  • 1941’de Portekiz üzerinden ABD’ye gitti.
  • 1953’ten itibaren Princeton, Harward, New School, Brooklin College (New York) ve University of California, Berkeley’de dersler verdi.
  • 1961’den itibaren Kudüs’te Rudolf Eichmann’a açılan davayı muhabir olarak izledi.
  • 1963’ten itibaren University of Chicago’da, New School for Social Research’te (New York) profesörlük, University of Aberdeen’de “Gifford Lectures”.
  • 4 Aralık 1975’te New York’taki evinde öldü. 

 


Günther Stern ve Hannah Arendt           Heinrich Blücher ve Hannah Arendt
Günther Stern ve Hannah Arendt  Heinrich Blücher ve Hannah Arendt

Devamını oku...
 


Sayfa 3 - 3


AKADEMİK

SOSYOLOJİ YAYINLARI

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 40 ziyaretçi çevrimiçi