SOSYOLOJİ DÜNYASI

umrandan uygarlığa

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür

NEW AGE KÜLTÜRÜNÜN KÖKENİ VE SİYASİ SONUÇLARI

E-posta Yazdır PDF


New AgeGünümüzde New Age denildiğinde akla hemen tuhaf inanışlara sahip insanlardan oluşan kümelenmeler gelmektedir. Bu tuhaf inanışlar arasında uzaylılardan bilinmeyen gezegenlere, kıyamet senaryolarından kayıp kıtalara, şifacılıktan evrensel enerjiye kadar bir yığın zırva bulunuyor. İlk anda bir sürü insanın bu türden hurafelere inanması komik gelebilir. Gelmemelidir. Durum iki nedenden dolayı göründüğünden daha ciddidir. Birincisi, popüler kültürün de etkisiyle söz konusu hurafeler kitleler içerisinde yaygın ve etkili bir hale gelmiştir. İkincisi, hayattaki her şey gibi, bu zırvalar da ideolojik bir temel üzerinde yükselmektedir. Aşağıda da gösterilmeye çalışılacağı üzere, söz konusu temel, her türlü melanetin üzerinde yeşerebileceği berbat bir zemindir. Bu yüzden New Age kültürünün siyasi sonuçları, genel kanının aksine, komik olmaktan çok uzaktır.

Peki, bu ideolojik temel nedir? Bunu daha iyi anlayabilmek için öncelikle kavramın üzerinde durmak gerekiyor. New Age, ‘Yeni Çağ’ anlamına gelmektedir. Burada akla, "neye göre yeni" sorusu gelebilir. Kabaca özetlemek gerekirse, bu türden inanışlara sahip akımlara göre güneş her 2.160 yılda bir burç değiştirmektedir. Günümüzde de eski çağ, yani ‘Balık Burcu Çağı’ bitmekte, yeni bir dönem olan ‘Kova Burcu Çağı’ başlamaktadır. Söz konusu iddianın kökeni çok eskidir ve bilimsel olarak hiçbir değeri bulunmamaktadır. Tekrar gündeme gelmesiyse Fransız ezoterik Paul Le Cour’ün 1937 yılında yayımladığı L’Ere du Verseau (Kova Burcu Çağı) isimli kitabıyla olmuştur. Le Cour’ün önemi, meseleyi ilk kez gnostik bir Hıristiyanlık temelinde ele almış olmasında gizlidir. Buna göre yeni dönemde Aziz Petrus’un hiyerarşik Hıristiyanlığı, yani Vatikan, etkisini yitirmeye ve Hıristiyanlığın ezoterik yorumu güç kazanmaya başlayacaktır. Kısacası ezoterizmin, okültizmin ve spiritüalizmin yükselişe geçtiği yeni bir çağ gelmektedir.

Devamını oku...
   

III. TÜRK DÜNYASI SOSYOLOGLAR BİRLİĞİ KURULTAYI

E-posta Yazdır PDF

 
Manas Üniversitesi

KIRGIZİSTAN-TÜRKİYE MANAS ÜNİVERSİTESİ

III. TÜRK DÜNYASI SOSYOLOGLAR BİRLİĞİ KURULTAYI

KÜRESELLEŞME VE TÜRK DÜNYASI
21-24 Eylül 2010, Bişkek-Kırgızistan

Birinci Duyuru

Türk dünyasının sosyolojik meselelerini bilimsel yönden ortaya koymak ve çözüm yolları bulmak gayesiyle I. Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı, 25-27 Kasım 2005 tarihleri arasında Kocaeli-Türkiye’de; II. Türk Dünyası Sosyologlar Kurultayı ise Kazakistan Cumhurbaşkanlığının himayesinde 23-25 Nisan 2008 tarihleri arasında Almatı-Kazakistan’da toplanmıştı.

Kazakistan’da yapılan ikinci kurultayda alınan bir kararla, III. Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Kurultayı’nın, 21-24 Eylül 2010 tarihleri arasında “Küreselleşme ve Türk Dünyası” adı altında Türk Dünyası Sosyologlar Birliği ve Kırgızistan Sosyologlar Birliği ile birlikte Kırgızistan’da Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapılmasına karar verilmiştir.

Küreselleşme ve Türk Dünyası” adı altında yapılacak olan bu kurultaya,  küreselleşme çağında Türk uygarlığının gelişimi; Türk kimliği; yerel yönetim, sivil toplum ve kültür; Türk dünyası ve toplumunun geleceği, sosyal antropolojisi, medicina sosyoloji ve tarih sosyolojisi gibi konularda bildiriler sunulması ve bu bildirilerin sosyolojik bir alan araştırmasının ürünü özelliğini göstermesi tercih sebebidir. Kurultaya sunulacak bildiriler, söz konusu konulardaki seksiyonlar içinde yer alacak ve sunum süresi 15 dakikayı geçmeyecektir.

Kurultaya bir bildiri ile katılacak olanların, 1 Aralık 2009 tarihine kadar ekteki kayıt formunu; 31 Ocak 2009 tarihine kadar ise 300 kelimeyi geçmeyecek şekilde bildiri özetlerini Kurultayın e-mail adreslerine göndermeleri gerekmektedir.

Kurultayın dili, Türk dünyasını teşkil eden ülkelerin (Türkçe, Kırgızca, Kazakça, Özbekçe, Azerice ve Türkmence gibi) veya bildiri sunacaklarca tercih edilen dillerden biridir. 

III. Türk Dünyası Sosyologlar Birliği Kurultayı’nda sizleri Bişkek’te Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde görmeyi ümit ediyor, bu vesile ile saygılarımızı sunuyoruz. 

Düzenleme Kurulu

E-posta: Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız   

Tel:  00 996 (312) 49 27 83 (Dahili numara 12 02)
Fax: 00 996 (312) 49 27 82

 

 

Prof. Dr. Kenan Gürsoy ile söyleşi

E-posta Yazdır PDF


Kaynak:
http://www.semazen.net/roportaj_detay.php?id=39

Kenan Gürsoy

Onu tanıyanlar Kenan Gürsoy isminin neredeyse ‘İstanbul Beyefendisi’ anlamına geldiğini bilirler. Bu beyefendi kişiliğin içinde, muhatabına doğru akmaya hazır bir fikrî derinlik, bu derinliği gösterişsiz kılan bir tevazu ve kendini ifade etme becerisi dikkati çeker. Bu yüzden olsa gerek kafalarımızdaki felsefeci imajıyla örtüşmez bu kişilik. Galatasaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı olan Gürsoy, felsefe denilen ‘elit işini’ fildişi kuleden indirmiş bir filozof olarak biliniyor. “Bir Felsefe Geleneğimiz Var mı?” adlı kitabıyla okumuş çocukların gündemine oturan Gürsoy’la Türk felsefesinin ufuk turunu yaptık.

-Sürekli olarak, felsefede cevaplardan çok soruların önemli olduğunu vurguluyorsunuz. Bu bir çeşit ‘kafası karışıklığın’ vurgusu değil mi?

Kafası karışık olmak bir felsefeci hali değildir, olmamalıdır. Tam tersine felsefeyi, zihni aydınlatma mesleği olarak tanımlamak lazım. Toplumumuzda böyle bir imaj varsa bu ya felsefecilerin kendilerini ifade edememelerinden ya da felsefeciler ve felsefe etkinliği ile kültürümüz arasında bir türlü köprüler kurulamamasından kaynaklanıyor olabilir. Felsefenin soru sormasına gelince… Bir fikir size dışarıdan, alışkanlıklar sonucunda, genel anlamda içinde bulunduğunuz toplumun peşin yargıları şeklinde verilmiş ve siz bunu kabul etmişseniz, bunlar üzerinde hiçbir ‘acaba’ sorusu, hiçbir değerlendirme ve derinleşme çabası yoksa burada felsefeden bahsetmemiz mümkün değildir. Bunun için sorgulama kavramını felsefenin başat kavramı olarak ele alıyoruz. Soru sormayı, itiraz etmek, benimsememek veya bigane kalmak olarak algılamamak lazım. Tam tersine daha çok nüfuz etmek, mahiyetini daha iyi kavrayabilmek ve verilmiş mananın derinliklerine daha iyi inebilmek için ‘acaba’ diyoruz.

Devamını oku...
 

Varoluşçuluk Nedir?

E-posta Yazdır PDF

 

Alm. Existenzialismus, Fr. existentialisme, İng. existentialism

 Varoluşçu felsefe düşüncesini temel olarak alan bütün düşünsel uğraşılara verilen ad.

Başlıca temsilcileri: Jean Paul Sartre, Albert Camus, Merlaeu-Ponty, Simone de Beauvoir, Gabriel Marcel, Martin Heidegger ve Karl Jaspers'dir.

Fransa'da bir felsefe - edebiyat akımı olarak biçim almıştır. J. P. Sartre'a göre; varoluş özden önce gelir ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; insan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur. İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

Martin Heidegger Heidegger'e göre "İnsanın özü varoluşundadır." yani "dünyada-olma"sındadır. Yalnızca insan "gerçek varoluş"tur. Çünkü yalnız insan var olanın (kendisinin) sınırlarını aşıp varlığa adım atabilir. Yalnız insan var olan olarak kalmaz, kendini var olan olarak anlayabilir: bütün öteki şeyleri anlayabilmesinin temeli de budur. Böyle olunca varlıkbilim bütün öteki bilimlerin dayanağıdır; Heidegger ağırlık merkezi ahlak felsefesi ve insanbilim ile ilgili sorunlar olan her varoluşçu felsefenin karşısına bilinçli olarak bir varoluşçu varlıkbilim koymak ister; böylece varlığı var-oluşta arayarak felsefenin temel sorunu olan varlık felsefesine dönmüş olur. Varlığın (Sein) araştırılması gereken yer varoluştur (Existenz). İnsanın özü varoluşunda olduğuna göre, varoluştan kalkarak varlık sorusu yeniden düzenlenmelidir.

Karl JaspersJaspers, her varlıkbilimde, varoluşsal olanın bir katılaşması ve yozlaşması tehlikesini görür; onun yöntemi varoluşu açma, aydınlığa çıkarma (varoluş aydınlanması) yöntemidir; ama, kendi felsefesinin salt bir varoluş felsefesi olduğunu ileri sürmekle birlikte, kendisi de bilincin ötesine geçen bir fizikötesine yönelişiyle varoluş felsefesinin dışına çıkar.

Devamını oku...
 

Prof. Dr. Yalçın Koç: "Maya Anadolu’ya Türkistan’dan Gelen Kelamdır."

E-posta Yazdır PDF

"Maya Anadolu’ya Türkistan’dan Gelen Kelamdır."
Prof. Dr. Yalçın Koç


Prof. Dr. Yalçın Koç‘Anadolu mayası’ kavramlaştırması ile neyi kastediyorsunuz?

İnsan, insanlığını maya ile bilir. Maya olmadan insandan bahsedemeyiz. İnsanın kendini bilmesinden de bahsedemeyiz. Maya, esastır, özdür. Mayasını, aslını esasını bilen, gönlüne gelen, gönlüne çalınan kelamı bilen kendini bilir. Kendini bilmenin insan olmanın esası mayadır. Anadolu maya demek öz demek. Maya ile kastettiğimiz burada metafordur. Maya ile kastedilen Anadolu’ya Türkistan’dan gelen kelam'dır. Bu kelam Anadolu’yu mayalamıştır. Bununla kastettiğimiz de insandır. Bu kelam olmadan beşerden insan olarak bahsedemeyiz. Anadolu’nun esası özü bu mayadır. Mayadır ne yapar. Nasıl yoğurt yaparız. Mesela yoğurdun bir mayası vardır. Sütü uygun koşullarda ısıtır ve maya çalarız. Maya çalındığı şeyi, sütü dönüştürür neye, yoğurda dönüştürür. Yani çalınan şeyin kimliğini değiştirir. Kimlik nasıl değişir. Özünü değiştirir. Özünü değiştirmek yoluyla değiştirdiği şeye birlik verir. O birlik itibariyle mayalanmış şey, dönüşmüş bir şeydir. Esası özü de o dönüşmüş şeyin ona çalınan mayadır.

Devamını oku...
 

İtalya’da Otonomculuk: Üç Tema, Üç Eleştiri

E-posta Yazdır PDF


Otonomculuk
Bugün geçerli olabilecek her türden marksizmin niteliksel ihtiyaçları, coşkunluk, radikal anti-stalinizm ve medyanın filtrelediği bürokratlaşmış resmî politikanın kabuğu altında gelişen moleküler isyanları görecek keskin bir çift gözdür. “Otonomcu” marksizm bu niteliklere sahip ya da en azından sahipmiş gibi görünüyor.

Otonomcu marksizm, altmışlarda “işçici”, 1973 sonrası “otonomcu” olarak anılan solcu İtalyan akımlardan doğdu. İtalyan KP’si, diğer gelişmiş kapitalist ülkelerdeki KP’lerin en güçlüsüydü. Altmışların sonunda ve yetmişlerde İtalya şiddetli mücadelelere ve güçlü sol faaliyetlere tanık oldu. O dönem güçsüz olan troçkistlerin önemli bir bölümü, 1968’de yaşanan ayrışmanın ardından, maoizmin çeşitli varyantlarına iltihak etti. “Otonomculuk” bu mayanın ürünü.

Antonio NegriÖrgütlü bir akım olarak otonomculuk 1979 sonrası marjinalleşti. Antoni Negri ve diğer otonomcu yazarlar, özellikle ABD’dekiler yazmaya devam ettiler. Negri’nin Michael Hardt ile birlikte kaleme aldığı İmparatorluk kitabı çok büyük bir satış rakamına ulaştı. Otonomcu marksizm, bugünlerde farklı bir dizi politikayı içererek yoluna devam ediyor.

Bana kalırsa otonomcu marksizmin üç ana teması bugün için oldukça kıymetli. Ancak otonomcular bana göre bu üç temayı da onları mistifiye ederek geliştiriyorlar. Sosyal Forum’ların geliştirilmesi aracılığıyla bugün otonomcu marksistlerle yapılacak tartışma ve kurulacak diyalog bu temaların açıklığa kavuşmasına katkı sunacaktır.

Devamını oku...
 

Pierre-Felix Bourdieu

E-posta Yazdır PDF


Pierre-Felix Bourdieu (1 Ağustos 1930) - (23 Ocak 2002), Fransız sosyolog.

Pierre-Felix Bourdieu II. Dünya Savaşı sonrasının en yaratıcı ve en verimli araştırmacılarından olan Bourdieu günümüz sosyoljisinin temel kuramcılarından biridir. Orta öğrenimini Paris’in ünlü Louis Le Grand lisesinde tamamladıktan sonra École Normale Supérieure’de felsefe eğitimi gördü. Askerliğini yapmak üzere gittiği Cezayir’de Fransız sömürgeciliğini yakından tanıma fırsatı bulan düşünür, bu deneyiminin de etkisiyle felsefi yaklaşımını sosyolojik ve antropolojik açılımlarla pekiştirdi. 1959 ve 1962 yıllarında Sorbonne’da felsefe dersleri verdikten sonra, École des Hautes Études en Sciences Sociales’in müdürlüğüne getirildi; ayrıca Avrupa Sosyolojisi’nin de yöneticiliğinde bulundu. 1982’de, Collège de France’ta, kendisini akademiye kazandıran Raymond Aron'un ölümü sonrası sosyoloji kürsüsüne seçilen Bourdieu, aynı dönemde Actes de la Recherche en Sciences Sociales dergisinin yayın yönetmenliğini üstlendi. Eğitimden başlayarak çeşitli kültürel alanlardaki üretim, yeniden üretim, ayrışım mekanizmalarını inceleyen ve pek çok önemli çalışması bulunmaktadır. Avrupa Sosyoloji Merkezi'nin kurucusudur.

Yirmibirinci yüzyıl sosyolojisine miras kalacak en sistematik ve kapsamlı epistemolojik girişimin sahibidir. Farklı dönemde yaptığı çalışmaları esasen sosyolojisinin iki temel sorunu olan yeniden-üretim ve alan sorununun kapsamını derinleştirdiği çalışmalar olarak okunabilir. Ürettiği ekolün en ciddi temsilcisi öğrencisi Loic J. D. Wacquant'tır. Epistemolojik konumu doğurgan yapısalcılıktır. Bu yaklaşımın Anglo-Sakson dünyadaki bir benzeri eleştirel realizmdir.

Başlıca eserleri

La Distinction (1979), Le Sens Pratique (1980), Questions de Sociologie (1980), Homo Acedemieus (1984), Choses Dites (1987), Raisons Pratiques (1994), Sur la Télévison (1996), Les Régles de L’art (1998) YKY, 1999, Düşünümsel Bir Antropoloji İçin Cevaplar, İletişim (2003), Karşı Ateşler, YKY (2006)

 


Sayfa 2 - 3


AKADEMİK

SOSYOLOJİ YAYINLARI

Kimler Çevrimiçi

Şu anda 38 ziyaretçi çevrimiçi