SOSYOLOJİ DÜNYASI

umrandan uygarlığa

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
Anasayfa Sosyoloji Yazıları Makaleler TÜRK YURDU DERGİSİ MİLLİYETÇİLİK SORUŞTURMASI

TÜRK YURDU DERGİSİ MİLLİYETÇİLİK SORUŞTURMASI

E-posta Yazdır PDF

Doç.Dr. Levent BAYRAKTAR
Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

Doç. Dr. Levent BayraktarSoru: Türk milliyetçiliğinden ne anlıyorsunuz? Milliyetçilik ve ulusalcılık arasında fark var mıdır?

Cevap: Millet ve Milliyetçilik kavramları sosyal bilimlerin neredeyse bütün disiplinlerinin ilgi alanına giren ve üzerinde kendi perspektifleri ve metodolojileri çerçevesinde söz söyledikleri birer konu ve problem sahasıdır. Millet nasıl bir gerçekliktir? Şüphesiz adına millet denilen varlık; reel ve ideel varlık şartlarına tabidir. Millet bir fenomen ve gerçeklik olarak dil, vatan, tarih ve değerler manzumesinin bir ürünüdür. Millet varlığının oluşumunda ve devamında ırk birliğinden çok yukarıda dikkat çekilen unsurlar ön plandadır. Nitekim tarih ve millet ilişkisine bakıldığında; ferdî insan hayatında hafızanın rolü ne ise millet hayatında da tarihin rolünün o olduğu görülür. Millet varlığının ortak bir tarihsel hafızaya sahip olması, ortak bir kimlik ve birlikte varolma şuurunun gelişmesi için elzemdir. Tarihte yaşanmış ortak keder ve sevinçler toplumların kolektif hafızalarında birlik şuurunu meydana getirirler. Dolayısıyla kişisel tarihimizde ve benlik şuuruna erişmede hafızanın oynadığı rol, millet hayatında ortak tarih ve kolektif hafıza üzerinden gerçekleşir.

Vatan ise, herhangi bir coğrafya şeklinde tanımlanamayacak, üzerinde millet mukadderatının şekillendiği, milli varoluşun kuvveden fiile çıktığı, her türlü maddî ve manevî tekâmülün ortak zeminidir. Vatan varoluşumuzun imkân sahasıdır. Bu sebepten yüzölçümü belli bir devlet sınırları içinde resmi olarak tanımlansa bile, manevî varlığı itibariyle, bu sınırlar içerisine hapsedilemeyecek mukaddes ve manevî bir mefhum ve gerçekliktir.

 Vatanın dille ilişkisi sorgulandığında ise vatan Türkçedir, Türkçe vatandır. Böylece millet varlığının olmazsa olmaz temel unsurlarından biri dildir, Türkçedir. Dil insanoğlunun maddî ve manevî dünya ile ilişkisini kuran, geliştiren ve kuşaktan kuşağa aktaran büyülü bir varlıktır. Yukarıda işaret edildiği üzere dil vatandır demek bir abartma telakki edilmemelidir. Zira millet varlığının mevcudiyeti ve mukadderatı dil ile kurduğu ilişkiye bağlıdır. “Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır” diyen filozofun sözünü bağlamından soyutlayarak konumuza bir ufuk olarak dâhil etmek caiz ise, Türkçemizin sınırları millî ve manevî mevcudiyetimizin ve mukadderatımızın sınırlarıdır. Bu sınırları sadece siyasi sınırlar olarak algılamamak gerekir. Türkçemizin sınırları ilmimizin, irfanımızın, tefekkürümüzün, edebiyatımızın, sanatımızın kısacası maddî-manevî ufkumuzun sınırlarıdır.

Millet varlığının varoluş koşullarını tarih, vatan ve dil birliği ve bilinci ile ana hatlarıyla betimlemeye çalıştık ancak bu unsurların ötesinde onun “değer birliği ve bilinci” ile tamamlanması ve bütünleşmesi de şarttır. Zira insanoğlu, merak eden, soru soran, sorgulayan, araştıran, kültür ve uygarlığı ortaya koyan bütün özelliklerinin yanı sıra tabiatta bir “değer varlığı” olarak yaşayan biricik varlıktır. İnsan, değerleri olan varlıktır. Değerler, insanı, fenomenler ve olgular âleminden, idealler/mefkûreler âlemine yükseltir. Bu alan, insan varlığının sadece verili olan tabiat düzeni ile yetinmeyip kendisine, kendisi için ve aynı zamanda (diğerleriyle) birlikte bir varoluş alanı tasavvur etme imkânıdır. Dolayısıyla millet varlığı aynı zamanda değerler alanı içinde betimlenmeli ve telakki edilmelidir. Türk tarihi ve Türk töresi hatırlandığında burada bahsedilen değerlerin “yüce değerler” olduğu ve dolayısıyla İslamî ve insanî değerlerle de bütünleşmiş olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır.

Böylece millet varlığından doğan milliyetçilik, Türk Milliyetçiliği olarak özelleştirilerek betimlenmeye çalışıldığında onun yüce değerlerin varlığına inanç ile başlayacağı ardından da onların anlaşılması, yaşanması ve ihya edilmesi şeklinde bir bilinç esasına dayanacağı açıktır. Türk Milliyetçiliği böylece dinî, millî ve insanî yüce değerlerin savunulması, yaşanması ve ihya edilmesi esasına dayalı, hiçbir doktrin veya etnik unsurun ötekisi veya antitezi olmayan büyük bir medeniyet tasavvurudur. Zira son tahlilde milliyetimiz ve medeniyetimiz de bir ve aynı değerin tezahürüdür.

Sonuç olarak millet ve milliyetçilik anlayışımız, ötekileştirmeye ve herhangi bir doktrinin antitezi olarak kurgulanmaya kapalı olduğu için bir reaksiyon değil, bir aksiyon ve bir medeniyet tasavvurudur. Kanaatimizce ulusalcılık, bir reaksiyon kurgusuna dayanmakta ve varolmak için ötekileştirmeye ihtiyaç duymaktadır. Bu bakımdan ulusalcılık için bir aşkınlık ve ufuk tasavvuru zor görünmektedir. Türk milliyetçiliği değerlere (yüce değerlere) dayalı olarak kurgulandığı sürece, birleştiren, bütünleştiren aşkın bir medeniyet projesidir. Yeter ki, adalet erdemi ekseninde millî, islamî ve insanî olanın bütünleştiğinin şuuruna varılmış olsun.

 


AKADEMİK

SOSYOLOJİ YAYINLARI